Bilin bahalım böyle bir yapı hangi ülkede olabilir?

'Bilin bakalım, böyle bir yapı hangi ülkede olabilir?'

Eğer o fotoğrafı bir arkadaşım, altyazısı veya tanıtıcı bilgi olmaksızın gösterse ve, "Bil bakalım, böyle bir yapı hangi ülkede olabilir?" diye sorsa, bir süre düşündükten sonra, "Ben bu işleri az buçuk bilirim, Anadolu'da yok, Trakya'da da yok; olsa olsa Balkanlar'da, Osmanlı hâtırası taşıyan bir yerdedir" diye cevap verirdim vee...

Elbette fecî surette yanılırdım!

Fotoğrafı şimdi siz de dikkatle inceleyiniz lütfen; Samsun'un Çarşamba İlçesi, Gökçeli köyü'nün Hasbahçe mahallesinde oturanlar, "Aa bu bizim camii yahu" diyeceklerdir; çoğumuz için bu fotoğraf bir mânâ ifade etmeyebilir ama lütfen şu muhteşem eser karşısında ihtiram duruşuna geçelim: Bu, gerçekten benzeri az görülen cinsten farklı bir mimarlık ve mahalli geleneğin el ele vermesiyle inşa edilmiş harikulade bir eser.

Adı Çarşamba Gökçeli Camii. Anadolu'nun en eski mâbedlerinden biri. Tek çivi çakılmaksızın, enli biçilmiş büyük meşe latalarının birbirine geçmesiye yapılmış. Bu yükseklik ve genişlikte başkaca bir oluklu kiremitle dik çatı var mı bilmiyorum. Çatı dik ve yüksek, asıl mekân alçakta, hafif gölgeler içinde. Ahşap, baştan ayağa ahşap! Maddelerin belki en mübâreklerinden biri. Canlısı başka güzel, ölüsü başka...

Uzmanlar yapılış tarihi olarak 1206 yılını veriyorlarsa da bana pek inandırıcı gelmedi ama meğer, Amerikalı Dendrokronoloji uzmanı P. İ. Kuniholm vaktiyle 1973'den bu yana Doğu Akdeniz bölgesi orman örtüsünü Dendrokronolojik açıdan incelerken yolu Gökçeli ve havalisine de düşmüş. Mescitten aldığı örneklerin laboratuvar tahlillerinde kerestenin 1206 yılına ait olduğu tesbit edilmiş.

Efendim arzedeyim: Dendrokronoloji, ağaçların yaş halkalarını incelemek suretiyle ahşabın tarihlendirilmesi bilimi demek oluyormuş; bilmiyordum, bu münasebetle öğrendim.
Biz caminin varlığını bile bilmiyorken Amerikalı gelip yaşını bile tesbit etmiş; e, kolay kolay büyük devlet olunmuyor demek ki.

Peki, benim nasıl haberim oldu; onu da arzedeyim: 19 Mayıs tarihinde merkez Atakum ilçesi AK Parti teşkilatı başkanı Av. Hüseyin Dereli'nin daveti üzerinde Samsun'da idim. Sohbet esnasında gazeteci ve yazar arkadaşım Harun Çelik, geçen yıl Samsun'un ahşap camileri üzerine dört bölümlük bir video belgesel ve kitap hazırladıklarından bahsedince antenlerim vızıldamaya başladı: Cami, mimarlık, ahşap vesaire deyince bir hoş oluyorum. Evet, Trabzon, Artvin civarında birkaç kütükten mamul ahşap camii bulunduğunu, hatta bunlardan birinin tek tek sökülüp başka yere taşındığını biliyordum ama Samsun civarında, üstelik 20 tane orijinal, tarihi ahşap camii olduğundan haberim yoktu. Derken kucağıma, sanki torun gibi büyük boy güzel bir sanat baskısı, yanında dört disklik bir belgesel seti yatırıldı. Aman efendim ne keyifler, bayıldım!
Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, ahşap camilerin varlığını tesbit edince gençleri gayrete getirip teşvik etmiş. Özel İdare bütçesinden sağlanan ödenekle Samsun'un yüzünü ağartacak fevkalade bir eserin ortaya çıkmasına vesile olmuşlar.

Vali beyle tanışmadık, vilayet sitesinden özgeçmişine baktım, 63 doğumlu imiş; benden yaşça küçük ama böyle hayırlı işler yapan mülki amirlerin eli öpülür. Teşekkür ediyorum sevgili valim; memleket irfanına yaptığınız bu aziz ve leziz katkı için ecdâdınıza rahmet diliyorum!
Hani hep deriz, "Samsun'un tarihi derinliği yoktur pek, eseri de azdır. Dışardan çok göç almış yeni yapılanan bir şehir" diye az-biraz küçümseriz de; Samsunlular müsterih olsunlar; sadece tarihi ahşap camileri bile, bir beldeye "Tarihi derinlik" vermeye yeter hattâ artar bile. Şaka değil, 13. yüzyılın başlarından bahsediyoruz. Şöyle söyleyelim; o mescid inşa edilirken Yunus Emre henüz doğmamıştı bile!

*

20 civarında birbirinden şirin, kuş kafesi gibi tatlı, cennet gibi sıcak ahşap cami. Kimin haberi var? Bundan sonra olacak ama... Turizm şirketleri, Karadeniz turlarına bu camileri de almaya mecbur kalacaklar çünkü çiğneyip geçilecek gibi değil; hem sanat değeri yüksek, hem tarihi önemi büyük.

Samsun valisinden iki ricam var: İlki, kitap ve video belgeselinin bir web sitesinde herkesin ulaşabileceği bir yakınlığa eriştirilmesi. İkincisi bölge valileri ile işbirliği yapılarak Karadeniz bölgesindeki bütün ahşap camilerin kataloglanması, tanıtılması, yayına kavuşturulması (Bölge üniversitelerinde görev yapan bilim adamlarının konuyla ilgili yayınlarını zikretmeden geçmeyelim; ellerine sağlık).

Bir ahşapsever, güzel cami âşıkı sıradan bir vatandaş olarak arzuhalimdir.

 

Bitti mi, hayır, turpun büyüğü hâlâ heybede duruyor.

Turpun büyüğü şudur: Her köyde cami var; eskiyeni yıkıp yenisini yapıyor, hatta aleme şan olsun diye üç şerefeli minareler dikiyoruz. Allah razı olsun, sağolsun cami cemaatimiz.

Lâkin sevgili büyüklerim, hacıemmilerim, güzel insanlar, lutfediniz, kerem ediniz. Karadeniz bölgesinde Allahın lütfu yeşilliklerin içinde betondan, taştan, şundan-bundan cami yaptırmak artık bana göre "kerâhet" zümresine girmiştir. Yazıktır, ayıptır, zulümdür, günahtır.

Ne yapacağız? Basit! Camilerimizi ahşaptan yapacağız. Yediyüz sene evvel ecdâd nasıl yapmışsa öyle yapacağız, daha güzelini, daha cicisini, daha şirinini yapacağız. İçini cennetin çiçekleriyle müzeyyen edecek, minaresine kanarya, penceresine bülbül konduracağız. Gören bakmaya kıyamayacak. "Vay efendim, bizim köyümüzde, mahallemizde niye olmasın" diye şevke gelecek. Orman idaresine meşe, kestane, gürgen tomrukları ısmarlanacak; birkaç sene dinlendirilip biçildikten ve acı suyu sızdırıldıktan sonra bölgede eli hâlâ keser, balta, rende tutan sanatkârları çağıracağız. Diyeceğiz ki, "Usta durum böyle böyle... Al sana âlâsından kereste; şu kadar da yevmiye; bedava ırgat istersen Allah rızası için hepimiz sıradayız; buyur, bize bir mescid yapıver ki, âleme şan olsun; dolup dolup boşalsın, içine girenin gönlü ışısın, kalbi heyecanla dolsun, ruhu dinlensin!"

Hade bakalım mimar kardeşlerim; evvela bir güzel inceleyiniz şu ahşap mimarlık varlıklarımızı; sonra sade ve birbirinden güzel projeler çiziniz; müzehhiplerimiz, sizler de "kalem işi" dediğimiz, "Edirnekârî" dediğimiz sanatlarda birbirinizle yarışıp, yeni zamanların zevkini ahşaba aksettiriniz.
Kiremitçiler, purutçular; Osmanlı işi, dışı yeşil sırlı, oluklu kiremit imâline hız veriniz, inşallah lâzım olacak. Şâhâne mescidler yapacağız dört bir tarafa.

Hacıemmilerim; ellerinizden öperim, lütfen şu teklifi kulakardı etmeyiniz; "Kışın soğuğuna ahşap ne etsin, biz betondan şaşmayız" diye inat buyurmayınız. Evleriniz yine beton olsun, ama camilerde bir de ahşabı deneyiniz. Vallahi çok seveceksiniz.

Müftülüklerimiz, imamlarımız, hocalarımız sizler de lütfen cemaati teşvik ediniz. Bizim ahali güzel örneği görünce ikna olur (Olur mu dersiniz; inşallah!). Onları bu hususta yüreklendiriniz; siz bu işi bizden iyi bilirsiniz; siz ne derseniz o olur netice itibariyle...

Ahşap camii yaptırmak için Karadenizli olmaya gerek yok; "Bize her yer Trabzon!". Niçin, Türkiye'nin neresi olursa olsun, mescidlerimizi ahşap sıcaklığı ve yumuşaklığı ile inşa etmeyelim; rutûbeti insanın kemiğine geçen sahillerde 800 sene yaşayan ahşap, ülkenin her yerinde iş görmez mi?

Zenginlerimiz, hayır sahiplerimiz; ilk adımı siz atınız; köylerimizden, mahallelerimizden birine küçük (zaten büyüğü olmaz), sepet gibi şirin bir ahşap cami yaptırıp güzel örnek olunuz; eserinizi gören daha iyisini yaptırmak için hırslansın. Her yıl Türkiye çapında ahşap camiler yarışması yapalım; ödüller verelim, hatimler indirip mevlidler okuyalım...

Rüya gibi bir şey yahu; inşallah göl yoğurt tutar; tutarsa yaşadık zaten!